Yunan Mitolojisi ile Çerkes Nart Mitolojisi arasında karşılaştırmalı bir okuma bugüne kadar yapılmamıştır. Elinizdeki kitap, bu alandaki boşluğu doldurmak amacıyla kaleme alınmıştır.
-
yüzyılın başlarında İstanbul’da kurulan Çerkes Teavün Cemiyeti etrafında örgütlenen Çerkes aydınları arasında Nart Mitolojisi ve Kafkas tarihi üzerine eğilen bir kadro oluşmuştur. Ne var ki önce Balkan Savaşları’nın (1912–1913) ardından da I. Dünya Savaşı’nın (1914–1918) çıkması Cemiyet’in çalışmalarını olumsuz etkilemiştir. Cumhuriyetin ilan edilmesinden sonra ise Cemiyet kapatılmış ve mal varlıklarına el konulmuştur. Çerkes Teavün Cemiyeti’nin kapatılmasıyla birlikte diğer konulardaki çalışmalar gibi mitoloji ve tarih konulu çalışmalar da sona ermiştir. Çerkes kültürü açısından Cumhuriyet’in ilanından 1950’li yıllara kadar geçen dönem ölü dönemdir. Bu dönemde Çerkes kültürü, tarihi ve mitolojisiyle ilgili çalışmalar Avrupa’ya kaymıştır. 1950’den sonra ise oldukça zayıf ve kontrollü bir dernekleşme süreci yaşayan Türkiye Çerkesleri, 1908’de kurulan Çerkes Teavün Cemiyeti’nin ulaştığı entelektüel birikime halen ulaşabilmiş değildir. (Resim 1.)
-
yüzyılın ilk çeyreğinde Met Çünatıko Yusuf İzzet’in (1875-1922) Yunan Mitolojisi ve Nart Mitolojisi’ni konu alan çalışmalarını Mehmet Fetgeri Şöenü’nün (1890-1931) Avestik metinlerle Nart Mitolojisi üzerine yaptığı çalışmalar izlemiştir. 30’lu yıllardan sonra ise Aytek Namitok (1892-1963) konuyu tekrar ele almıştır.
Çerkeslerin Osmanlı payitahtıyla kurdukları tarihi ilişkiler II. Meşrutiyet (1908) sonrasında İstanbul merkezli bir aydın grubunun öne çıkmasına imkân sağlamıştır. İmparatorluğun eğitim imkânlarından yararlanan daha çok asker ve bürokrat olan bu kişiler bazı yönleriyle siyasi bir parti gibi çalışan Çerkes Teavün Cemiyeti çatısı altında toplanmış ve diğer birçok konuyla birlikte Çerkes mitolojisi ve Çerkes tarihiyle ilgili eserlere de imza atmışlardır.
Met Çünatıko Yusuf İzzet, Yunan Mitolojisi’nin iki ana teksti olan İlyada ve Odysseia üzerine yaptığı incelemeler sonucunda İlyada destanında anlatılan savaşların, Kafkasyalı kavimler ile Hint-Avrupalı kavimler arasında geçtiği sonucuna ulaşmıştır. Yine Met Çünatıko’ya göre Homer'in Odysseia adlı eseri Troia Savaşı’ndan sonra Kafkasya’ya atalarının ülkesini ziyarete giden İthakalı Akha kralı Ulysseus’un seyahatnamesidir. Namitok ise “Çerkeslerin Kökeni” adlı kitabında Troia Savaşı’nın Kafkasyalı kabilelerle Ön-Hint-Avrupalı işgalciler arasında geçtiğini söylemiş ve bu savaşta müttefik olan Kafkasyalı kabilelerin tarihleri üzerinde durmuştur. Ne var ki ona göre savaşan taraflardan olan Ön-Hint Avrupalı Akhalar Kafkasyalı Ubıhlar’ın soydaşlarıdır. Hem Met Çünatıko Yusuf İzzet, hem de Aytek Namitok diğer eski kabilelerle birlikte Pelasglar, Therakesler ve Akhalar üzerinde özellikle durmuşlardır. (Resim 2.3.4.5.)
Öte yandan 70’li yıllarda, Beygua Ömer, Abhazca üzerinden bir dünya mitolojisi okumasına başlamış ve bir dizi kitaba imza atmıştır.
Kafkasya’da ise II. Dünya Savaşı’ndan sonra Nart Mitolojisi konusunda saha çalışmaları yapılmış ve derlenen tekstler kitaplaştırılmıştır. Adıgey Cumhuriyeti’nden Hadağatle Asker ve onu izleyen bir grup derlemeci ve Kabardey-Balkar Cumhuriyeti’nden Şorten Askerbiy, Kardenguş Zıramuk ve onların çevresindeki başka bir grup araştırmacı tarafından Nart Mitolojisi tekstleri derlenmiş ve bastırılmıştır. Biz çalışmamızda bu bilim adamları tarafından derlenip bastırılan sekiz ciltlik Nart Mitolojisini temel aldık. Bununla birlikte bazı anlatıların Uzunyayla versiyonlarını göz önünde bulundurduk. (Resim 6.7.8.)
Çalışmada atıfta bulunduğumuz Nart Mitolojisi’nin Uzunyayla versiyonları daha önce tarafımızdan 2002–2006 yılları arasında Uzunyayla Çerkesleri arasında İstanbul, Ankara ve Kayseri’de gerçekleştirilen mülakatlar sonucu derlenmiştir.
Yunan Mitolojisi’nin ana metinlerinden ilk ikisi Yunanlı yazar Hesiodos’a aittir. Hesiodos’un “Erga kai Hemerai: İşler ve Günler” ve “Teogonia: Tanrıların Doğuşu” adlı kitapları aslında Olympos’un tanrılarına adanmış çalışmalardır. Bu nedenle de Çerkes Nart Mitolojisi’nin Olympos’u olan Harama Uaşha’nın Nartları ile Olympos’un Tanrıları arasındaki benzerlikler dikkatle etüt edilmiştir.
Yunan Mitolojisi için bir diğer kaynak ise ilkine göre daha edebi olduğu varsayılan Homeros’un İlyada ve Odysseia adlı eserleridir.
Homeros’un İlyada adlı yapıtında bize anlattığı Troia Savaşı’na katılan Kafkasyalı birçok kabile vardı ve Çerkesler bu geniş kabileler birliğinin bir mensubuydu. Homeros’un eserlerinin etüd edildiği bu bölümde ilk olarak İlyada’da adı geçen Ligür-Leleg-Karyalı-Libya-Lidya ve Likyalı kabilelerin kendi aralarındaki akrabalıkları ve bağlı oldukları Therakes, Pelasg, Ligür ve Kelt üst soylarının Kafkasya ile olan ilişkileri ve Akdeniz havzasındaki Kafkas kolonları tartışılmıştır.
Homeros’un eserlerinin etüd edildiği bu bölümde ikinci olarak Homer'in Odysseia adlı eseri tartışılmıştır. Odysseia bir Kafkas seyahatnamesi olarak kabul edilebilir ve en temelde dünya mitolojisinde geniş yer kaplayan ana bir temayı bize sunar. Bu tema; Ölüler Ülkesi’ne İniş temasıdır. Odysseia bu bağlamda Nart Mitolojisi’nde geçen Ölüler Ülkesi ile ilgili temalar ve kahramanlarla birlikte etüd edilmiştir.
***
Yunan Mitolojisi ile Nart Mitolojisi tanrısal birer mekân olan Olympos ve Harama Uaşha etrafında şekillenmiştir. Yunan Mitolojisi için Olympos ne ise Nart Mitolojisi için Harama Uaşha odur. Nart Mitolojisi açısından Harama Uaşha insanların, Nartların, Yarı Tanrıların ve Tanrıların buluştukları yerdir. Burası insanların, Nartların ve diğerlerinin zekâlarını, becerilerini, yetilerini ve cesaretlerini gösterdikleri yerdir.
Nart Mitolojisi, mabutlaşmış insanların değil insanlaşmış mabutların hikâyelerini anlatmaktadır. Başlangıçta tanrısal güçleri olan ve tam bir tanrı olan birçok Nart’ın süreç içinde güçlerini yitirdiği ve onlardan doğan soyların hemen her zaman kendi atasından daha az donatılmış olduğu görülmektedir.
Nartlar, kozmiktir ve belli başlı Nartların tamamı kozmik var oluşa işaret edecek isimlere sahiptir; Nart Werserıjj, bilmenin ve biliciliğin tanrıçasıdır. Nart Tlepş, varlığa form veren ve var olan şeylerin geometrisini ortaya koyan Nart’tır. Nart Thağalec, kendi kudretinden bitkileri yaratan bir güçtür. Nart Mamış, geleceğin bilgilerine sahiptir. Nartların ve Tanrıların Harama Uaşha’da toplanıp Nartları ve İnsanları huzurlarına kabul ettiklerinde içtikleri Nart içkisi, Nart Saane, Thağalec’in yetiştirdiği ölümsüz üzüm tanelerinden yapılmıştır.
Yine Nart Sosrıqo, alevin, ateşin ve rüzgârların hâkimidir. Ateşte doğmuş ve ateşte büyümüştür. Ortadoğu ve Mezopotamya'nın fırtına tanrısı adıyla andığı tanrıdır.
Bu Nartların hepsi de yeri ve zamanı geldiğinde Harama Uaşha’da toplanır ve kendisini gösterir. Olympos’taki antropomorfikler ne ise Harama Uaşha’nın Nartları da odur. Birçok yönüyle Nartlar ve Yunan tanrıları benzeşmektedirler. Hem Olympos tanrıları, hem de Harama Uaşha’nın Nartları verdikleri iktidar mücadeleleriyle destanlaşmışlardır.
Yunan Mitolojisi ile Nart Mitolojisi’nin çatışan iki Tanrı/Nart grubunun duruşuna uygun anlatılar olduğu açıktır. Yunan Mitolojisi Zeus’u Çerkes Nart Mitolojisi ise Poseidon (Wezırmes) ve Hades’i (Sosrıqo) merkezine yerleştirmiştir.
Harama Uaşha’da yaşayan Nartlar, iktidarı ve tanrısal bir karar mekanizmasını ellerinde tutarlar. Belki de bu nedenle onlar Tha Pellite (Тхьэ Пэлъытэхэр Tanrı gibiler-Yarı Tanrılar) olarak adlandırılırlar. Buna karşın dünyada yaşayan Nartlar kendilerinden önce Yispilerin (cüceler) ve Yinıjların (devler), kendilerinden sonra ise insanların yaşadığı bilgisiyle bize sunulurlar.
Öte yandan Hesiodos’un eserlerine göre Zeus’un kardeşi olan ve denizlerin tanrısı olarak adlandırılan Poseidon, Çerkesya sahillerinin de tanrısıdır. Bu durum, Çerkeslerin kendi dilinde Kafkasya’ya taktığı ve “Heku: Denizler Ülkesi” adlandırmasını desteklemektedir.
Hesiodos açısından Yunan Mitolojisi’ni besleyen halklardan üçü çok önemlidir.[1] Bu halklardan ilki Therakeslerdir. Therakesler, birçok açıdan Çerkeslerle akraba bir halktır. Ve aynı coğrafyalarda yaşamışlardır. Mitolojik anlamda Çerkesler ve Therakeslerin önceledikleri antropomorfik-lerden bazıları ortaktır.
Hesiodos’un beslendiği kaynaklardan birisi de kendi kabilesi olan Pelasglardır. Ne var ki Pelasglar, Kafkasyalı bir halktır. Bu bağlamda da Abhazlarla olan bağlarının soydaşlık düzeyinde olduğu, hatta aynı halktan oldukları ileri sürülmüştür. Olympos'un büyük tanrısı Zeus, bir Pelasg tanrısıdır ve Abhaz kültüründeki adı Jüan Dav yani Göksel Dev’dir.[2]
Zeus’un babası Kronos’un Kafkasya’da Tartarus-Terek bölgesinde büyük bir sarayının olduğu ve kendi oğulları tarafından bu Tartarus-Terek bölgesinde yeraltı zindanlarına hapsedildiği anlatılmaktadır. Zeus, doğumundan evliliğine kadarki dönemi Kafkasya’da Altın Elma Ağacı’nın altında geçirmiş ve eşi Hera ile burada evlenmiştir. Hera ise Yunan Mitolojisindeki özellikleriyle resmi evlilik ve evlilik içi aşka olan bağlılığı ile Çerkes Nart Mitolojisindeki Nart Brımbıhhu’un karşılığı yahut benzeridir.
Hesiodos’un muhtemel kaynaklarından biri de Akhalar olmalıdır. Akhalar, Kafkasya’da özellikle Soçi bölgesinde göze çarparlar ve Soçi’nin eski sahipleri Ubıhlar bazı kaynaklara göre Akhalar ile soydaştırlar. Kafkasya Akhaları ile Ubıhlar aynı coğrafyalarda yaşamış görünmektedirler.
Ancak Ubıhların Abhazlar ile olan yakınlığı, buna karşın Abhazlar’ın Pelasg, Ubuhların Akhalar ile olan yakınlığı ve bazı Pelasglar’ın Troia savaşında Akhalar ile hareket etmesi, söz konusu bu yakınlığın sandığımızdan daha eski olduğunu göstermektedir. Akhalar ve Pelasglar tıpkı Ubıhlar ve Abhazlar gibi iç içedir. Buna karşılık aynı iç içelik Therakesler ile Pelasglar için de söz konusudur. Antik çağlarda Therakesler ve Pelasglar ortak birçok kabile adını saklamakta ve birçok bölgede iç içe görünmektedirler. Akha/Ubıh halkının Soçi bölgesindeki hâkimiyetlerinin etkisini eski tarihçilerde çokça anlatmaktadırlar.[3]
Yine Hesiodos, yaşadığı dönem itibariyle Anadolu’da yaşayan Therakes kabilesi olan Friglerin kültürüyle tanışmış olmalıdır. Onun kitaplarında anlattığı Yunan tanrılarının bir kısmı Pelasg ve Akha tanrıları olduğu gibi, bir kısmı da Therakes-Frig tanrılarıdır. Therakeslerin hem kabile adları hem de tanrıları Batı Kafkasya’da yaşayan Çerkesler (Adigeler) ile ortaktır. Sintler, Meotlar, Bisaltailer, Çerkesler ile Therakeslerin ortak kabileleridir. Öyleyse Hesiodos’un yaşadığı dönemde onu besleyen en önemli üç kabile olan Pelasglar, Akhalar ve Therakesler sırasıyla Abhazlar, Ubıhlar ve Çerkesler ile akraba ve hatta soydaş kabilelerdi.
Bu çalışma, Yunan Mitolojisi ile Çerkes Nart Mitolojisi arasındaki ilişkiyi ortaya koymak ve Çerkesya ile Hellas[4] arasındaki tarihi bağlara ve Kafkasya ile Akdeniz Havzası arasındaki ilişkiye dikkat çekmek amacıyla kaleme alınmıştır. Böylesi bir amaç için ilk önce Hesiodos’un çalışmaları etüd edilmiş ve Olympos ile Harama Uaşha arasındaki benzerlikler ve zıtlıklar tartışılmıştır. Hesiodos Etütlerinde Harama Uaşha ile Olympos arasındaki benzerlikler ve örtüşmeler ortaya çıkmıştır.
Homeros’un İlyada ve Odysseiası üzerinden ise Troia Savaşı’na katılan kabilelerin Kafkasya özellikle de Çerkesya ile olan bağları tartışılmıştır. Bu nedenle Troia savaşına katılan ve Troia’nın büyük kralı Priamos’a destek veren kabileler mercek altına alınmıştır. Savaşın sonunda Troia yıkılmış, buna karşın Akha komutanlarının büyük bir kısmı da ölmüştür. Sağ kalan Akha komutanlarından Argoslu Ulysseus, Karadeniz ve Kafkasya’ya bir seyahat düzenlemiş ve başından geçenler Homeros’un Odysseia’sına konu olmuştur.
[1] Bu çalışmada Hesiodos’un beslendiği kültürlerden Therakesler, Pelasglar ve Akhalar üzerinde duruyoruz. Ancak Hesiodos’un beslendiği diğer halklar arasında Hurri ve Hatti kültürlerini de saymak yerinde olacaktır. Ne var ki Hurri ve Hatti kültürü ileriki çalışmalarda ele alınacağından burada değinmiyoruz.
[2] Dağıstan’da Lezgiler, Balkanlarda ise Arnavutlar kendilerinin Pelasgların soyundan geldiklerini iddia eder. Hem Dağıstan Lezgileri hem de Arnavutlar ülkelerine Albania der.
[3] Kırım-Kafkas-Pontus İmparatoru Mitridates IV Eupator’un (MÖ. 85) Roma orduları karşısında yenik düştüğü dönemde Kafkasya üzerinden Kırım-Taman bölgesine çekildiği bilinmektedir. Rivayete göre Akha/Ubıh orduları, Mitridates’in Soçi bölgesinden ordularıyla geçmelerine izin vermemişler ve Mitridates, Soçi bölgesini denizden geçmek zorunda kalmıştır. Tarihçiler Mitridates’in Akha/Ubıh ülkesini deniz yoluyla geçmek zorunda kalmasını Akha/Ubıh halkının barbarlığıyla açıklamaya çalışmışlardır. Oysa Mitridates, Abhazya’dan Akha/Ubıh ülkesine kolayca geçmiş, kuzeydeki Heniokh ve Zygh bölgesini de fazlaca zorlanmadan geçmiştir. Zaten en kuzeyde yaşayan Meot konfederasyonuna bağlı Çerkes kabileleri en baştan beri Mitridates IV Eupator’un ordusunda yer almışlar ve Anadolu’ya inerek Roma İşgaline karşı Anadolu’yu korumuşlardır. Bkz. Murat Aslan, Mitridates IV Eupator. Roma’nın Büyük Düşmanı, Odis Yayıncılık, İstanbul, 2007, s. 474.
[4] Hellen Ülkesi - Yunanistan