Soğuk, doksanlı yılların Türkiye'sinde, uzak bir sınır coğrafyasında geçen bir roman. İki askerin firarıyla başlayan hikâye, kısa sürede daha derin bir yere açılıyor: insanın vicdanına, suskunluklarına ve kendiyle baş başa kaldığı anlara.
Bu roman yalnızca askerlik üzerine yazılmış bir hikâye değil. Emirle merhamet arasına sıkışan insanların, konuşulamayan yüklerin ve zamanla ağırlaşan sessizliklerin anlatısı. Dağlarda süren çatışmalar kadar, insanın içinde süren hesaplaşmalara da odaklanıyor.
Yazar, büyük laflara yaslanmadan; abartıya kaçmadan, yalın ve duru bir dille anlatıyor. Savaşın yalnızca cephede değil, insanın içinde de sürdüğünü hatırlatıyor. Mekânlar kadar hâllerin, olaylar kadar duyguların izini sürüyor.
Soğuk, hızla akan ama okurda yavaş yavaş yer eden bir roman.
Bittiğinde, sayfalardan çok duyguların akılda kaldığı türden.