Günümüzün en çok tartışılan konusu olan kuantum fiziği ve evrenin bilinci arasındaki bağlantının ilk kez anlaşılması için çevik ve özlü, ancak eksiksiz ve kapsamlı bir metin.
Olaylar ve insanlar arasındaki esrarengiz tesadüfler ve görünmez bağlantılar çok eski zamanlardan beri insanoğlunu büyülemiştir. Örneğin, daha gerçekleşmeden önce 'bir şeyi bilme' gibi garip bir duyguyu düşünün. Ya da gerçek bir olayın habercisi olan o rüyayı. Ya da bir trajediden kaçınmayı sağlayan ani bir tehlike algısını. Sezgiden bahsedenler de var, eşzamanlılıktan bahsedenler de. Bir de bu açıklanamayan deneyimleri bilimle ilişkilendirmeye çalışanlar var.
Bir yanda kuantum dolanıklığı. Diğer yanda kolektif bilinçdışı. Fiziksel evrenin görünmez dünyası ve insan zihninin derinlikleri aslında hayal ettiğimizden daha bağlantılı olabilir.
Kuantum dolanıklığı modern fiziğin en esrarengiz olgularından biridir. Kısa bir an için etkileşime giren ve sonra ayrılan iki parçacığı ele alalım. Aralarındaki mesafeye rağmen mucizevi bir şekilde 'uyum içinde' kalırlar: bir parçacığın durumundaki herhangi bir değişiklik, kilometrelerce -ya da ışık yılları- uzakta bile olsa anında diğerine yansır.
Peki ya bu tür bir bağlantı sadece parçacıkları değil insanları da ilgilendiriyorsa? Modern psikoloji buna farklı ama aynı derecede büyüleyici araçlar kullanarak cevap vermeye çalışmıştır. İsviçreli büyük psikanalist Carl Gustav Jung, bireyselliğin ötesine geçen zihinsel bir bağlantının varlığını sezmiştir. Kolektif bilinçdışı üzerine yaptığı çalışmalarda Jung, tüm insanlar tarafından paylaşılan psişik bir boyut, arketipler ve evrensel sembollerden oluşan ince bir ağ tanımlamıştır. Jung, insanların 'eşzamanlılıklar' olarak adlandırdığı, yani birbiriyle önemli ölçüde ilişkili olan, ancak görünürde ortak bir nedeni yokmuş gibi görünen olaylar yaşadıklarını gözlemlemiştir. Kuantum fiziğinin babalarından biri olan Wolfgang Pauli, Jung'un eşzamanlılıklara olan ilgisini paylaşmıştır.
Bu fikirler çağdaş fizikçilerin düşüncelerinde yeni bir zemin bulmuştur. Bir kuantum fiziği teorisyeni olan Amit Goswami, insan zihni ile atom altı dünyanın aynı 'dokuyu' paylaştığını varsaymıştır. Bu görüşe göre zihin sürekli olarak fiziksel gerçeklikle etkileşime girerek olağanüstü olarak algıladığımız olaylar yaratır. Kuantum dolanıklığı ile kolektif bilinçdışı arasındaki benzerlik filozoflar arasında da tartışmalara yol açmıştır. Fizikçi Fritjof Capra, 'The Tao of Physics' adlı kitabında eski Doğu gelenekleri ile modern fizik arasındaki paralellikleri araştırmıştır. Birbirine bağlılık kavramından yola çıkan Capra, evrenin her bir unsurun diğerleriyle ayrılmaz bir şekilde bağlantılı olduğu devasa bir ilişkiler ağı olduğunu öne sürmektedir. Bu görüş, insanlığın yalnızca ortak bir psişik mirası değil, aynı zamanda dünyanın temel yapısıyla da bir bağlantıyı paylaştığı şeklindeki Jungcu fikre yaklaşmaktadır. Dolayısıyla önseziler, tesadüfler ve rüyalar bu sonsuz ağın görünür izleri gibi görünmektedir.
İster kuantum parçacıklarından ister insan zihninden bahsediyor olalım, bir soru hala açık: bu gizemli bağlantılar neden var? Bilim bu sorunun yüzeyini daha yeni yeni çizmeye başladı. Ancak ortaya büyüleyici bir görüntü çıkıyor: nesnelerden ziyade ilişkilerden oluşan bir evren. Her düşünce, her rüya bu evrensel ağın bir atomu olabilir.
Bu kitap, 2016 yılında aynı başlık altında yayınlanmış olan kısa metnin ikinci baskısıdır. Okuyucuların talepleri ve bilimsel teorilerin gelişiminden kaynaklanan ihtiyaçlar doğrultusunda içerik önemli ölçüde genişletilmiş ve sayfa sayısı iki kattan fazla artırılmıştır.